Kimdir

Hz. İbrahim peygamber kimdir? hayatı

Hz. İbrahim, Hz. Nuh Peygamber‘in oğlu Sam’ın soyundan gelmektedir. Hz. İbrahim günümüzde ülkemiz sınırları içinde bulunan Harran bölgesinde dünyaya gelmiştir. O dönemde Harran ve Şanlıurfa çevresi Nemrut adlı bir kralın hakimiyeti altındaydı. Nemrut’un halkı putlara tapıyordu.

Hz. İbrahim doğmadan önce Nemrut bir gece rüyasında çok parlak bir yıldız görür. Yıldızın parlaklığı neredeyse Ay ve Güneş’i görünmez hale getirir. Bu durum Nemrut’u çok korkutur. Nemrut hemen kahinlerini, sihirbazlarını ve falcılarını toplar. Onlara gördüğü rüyayı anlatır ve bu parlak yıldızın ne anlama geldiğini sorar. Adamları, Nemrut’un rüyasını, “Ülkende şu yılda bir erkek çocuk doğacak, halkın dini değiştirecek, senin saltanatın onun eliyle son bulacak.” diyerek yorumladılar. Bunun üzerine Nemrut çok öfkelenir, yeni doğan ve doğacak olan tüm erkek çocukların öldürülmesini emreder. Nemrut’un adamları kralın emrini hemen uygulamaya koyarlar ve yeni doğan çocukları öldürürler. Hz. İbrahim’in babası Azar, Nemrut’un yanında çalışmaktadır ve hanımı Hz. İbrahim’e hamiledir. Nemrut’un kararını duyan Azer, eşini gözlerden uzak bir köye götürüp oraya yerleştirir. Annesi, Hz. İbrahim’i gizlice doğurur ve bir süre orada büyütür. Bazı tarihi kaynaklarda ise Hz. İbrahim’i annesinin gizlici mağarada doğurduğu ve belli bir süre orada büyüttüğü ifade edilir.

Aradan uzun bir müddet geçtikten sonra Nemrut tehlikenin geçtiğini düşünür ve çocukların öldürülmesi emrinden vazgeçer. Bir süre sonra olan biten unutulur. her şey eski haline döner. Bu arada annesi de Hz. İbrahim’i büyütür.

Hz. İbrahim akıllı bir ve zeki bir çocuktu. Toplumda insanların putlara tapmasını anlamsız buluyordu. Kendisini ve tüm varlıkların kimin yarattığını sorguluyor, kainat ve içindeki varlıklar üzerinde düşünüyordu.

Hz. İbrahim kavmine Rabb’ini tanıtmaya gayret ediyordu. Bunun içinde edebi bir üslup kullanmayı ihmal etmiyordu. Hz. İbrahim bu düşünceler içinde dolaşırken akşam olmuş, etraf kararmaya başlamıştı. Hz. İbrahim, bu sırada gökyüzünde parlak bir yıldız gördü. Bunu fırsat bilen Hz. İbrahim kavmine “… Bu mu dur Rabb’im? dedi. Yıldız batınca da batanları sevmem, dedi.” daha sonra Hz. İbrahim “Ay’ı doğarken görünce bu mu dur Rabb’im? dedi. O da batınca Rabb’im bana doğru yolu göstermezse elbette doğru yolu bulamazdım, dedi.” “Güneşi doğarken görünce de Yine bu mu dur Rabb’im? Bu daha büyük .” diyerek kavminin dikkatini bu sefer güneşe çekti. O da batınca kavmine dönüp; “Ey kavmim! Ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım, dedi. Ben hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben Allah’a ortak koşanlardan değilim.” dedi. Böylece Hz. İbrahim yıldızları, Ay’ı, Güneş’i ve bütün varlıkları yaratan gücün Yüce Allah olduğunu, evrende yalnızca bir tek ilah’ın bulunduğunu ilan etmiş oldu.

Hz. İbrahim’in Tevhid mücadelesi

Hz. İbrahim büyüyüp yetişkin bir insan olduğunda Yüce Allah onu peygamberlikle görevlendirdi. Hz. İbrahim başta babası Azer olmak üzere, ilahlık iddiasında bulunan Nemrut’u ve halkını putlara tapmama konusunda uyarmaya başladı. Putların, Ay, Güneş ve yıldızlar gibi varlıkların hiçbirinin ilah olamayacağını; tüm insanları, varlıkları ve kainatı tek bir ilah olan Yüce Allah’ın yarattığını söyledi. Babasını ve insanları yalnızca Allah’a inanıp ibadet etmeye çağıdrı.

Hz. İbrahim’in babası ile arasında geçen bir konuşma Meryem suresinde şöyle belirtilir: “Hani babasına şöyle demişti: Babacığım işitmeyen, görmeyen ve sana bir faydası olmayan şeylere niçin tapıyorsun? Babacığım doğrusu, sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Bana uy ki seni doğru yola ileteyim. Babacığım şeytana tapma! Çünkü şeytan Raman’a isyankar olmuştur. Babacığım doğrusu ben, sana, çok esirgeyici Rahman tarafından bir azabın dokunmasından, böylece şeytana bir dost olmandan korkuyorum. Babası, Ey İbrahim Sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, mutlaka seni taşa tutarım. Uzun bir süre benden uzaklaş dedi. İbrahim şöyle dedi: Esen kal Senin için Rabb’imden af dileyeceğim. Şüphesiz o, beni nimetleriyle kuşatmıştır. ”

Bu konuyla ilgili Şuara suresinde şöyle buyrulur: “Hani o babasına ve kavmine, Neye tapıyorsunuz? demişti. Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz. Demişlerdi. İbrahim dedi ki: Onlara yalvardığınızda sizi işitiyor mu? Yahut size fayda veya zararları dokunur mu? Hayır ama biz babalarımızı böyle yaparken buldu. dediler. İbrahim şöyle dedi: Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü? Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak alemlerin Rabb’i olan Allah dostumdur. O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir. O, bana yediren ve içirendir. Hastalandığımda da o bana şifa verir. O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır. O, hesap gününde, hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur.”

Hz. İbrahim yukarıdaki ayetlerde de geçtiği gibi kavmine sorduğu çarpıcı sorular, verdiği örneklerle onlara putlara tapmanın yanlışlığını kavratmaya çalışıyor, kavmini Allah’ın varlığına ve birliğine inanmaya davet ediyordu.

Hz. İbrahim ne kadar çaba sarf etse de insanlar putlara tapmaktan vazgeçmiyor, Yüce Allah’a iman etmeye yanaşmıyordu. bir gün Nemrut ve halkı yılda bir kez kutladıkları bayram için büyük bir şenlik düzenlediler. Tüm insanların bu bayramı kutlamak ve eğlenmek için toplandığı bir anda Hz. İbrahim putların bulunduğu tapınağa gitti. Tapınakta altın, gümüş, demir, bakır, taş, tahta gibi çeşitli maden ve eşyalardan yapılmış çok sayıda put bulunuyordu. İnsanlar inançları gereği bayram kutlamasına giderek putların önüne çeşitli yiyecek ve içecekler koymuşlardı. Halk bu yiyecekleri, putların kutsadığına inanıyor ve bayramdan dönerken tapınağa gelip yiyordu. Hz. İbrahim tapınağına girdiğinde, “Yavaşça putların yanına vardı. (oraya konmuş yiyecekleri) Yemez misiniz? Ne diye konuşmuyorsunuz? dedi.” Sonra en büyük putun dışındaki tüm putları balta ile kırıp parçaladı. Baltayı da büyük putun boynuna asıp tapınaktan çıktı.

Halk, bayram kutlamasını bitirip putların önüne bıraktıkları yiyeceklerini almak için puthaneye geldiklerinde bir de ne görsünler; bütün putlar kırılıp parçalanmış, büyük putun boynuna da bir balta asılmış. İnsanlar büyük bir korku ve dehşete kapıldılar ve bunu putlarımıza kim yapmış olabilir, diye konuşmaya başladılar. Sonunda bu olayı yapsa yapsa İbrahim yapar dediler ve durumu Nemrut’a bildirdiler. Bu husus Enbiya suresinde şöyle belirtilir. Allah’a yemin ederim ki siz arkanızı dönüp gittikten sonra ben putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım. Derken (İbrahim) belki kendisine başvururlar diye içlerinden bir büyüğü bırakarak onları (putları) paramparça etti. Onlar, Kim yaptı bunu tanrılarımıza Muhakkak o zalimlerden biridir. dediler. (içlerinden bazıları) İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk dediler. (Bir kısmı da) O halde haydi, onu insanların gözü önüne getirin. Belki şahitlik ederler dediler. (İbrahime gelince) Sen mi yaptın bunu ilahlarımıza ey İbrahim dedileri. Dedi ki: Hayır Bunu şu büyükler yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa onlara sorun bakalım! Bunun üzerine birbirlerine dönüp, hiç şüphesiz asıl zalimler sizsiniz dediler. Sonra eski inanç ve inatlarına döndüler ve Andolsun bunları konuşmayacağını sen de bilirsin dediler. İbrahim şöyle dedi: Öyle ise siz Allah’ı bırakıp da size hiçbir fayda, hiçbir zarar veremeyecek şeylere mi tapacaksınız? Yazıklar olsun size de Allah’ı bırakıp tapmakta olduklarınıza da! Hala aklınızı başınıza almayacak mısınız? (içlerinden bazıları) Eğer bir şey yapacaksanız, onu yakın da ilahlarınıza yardım edin dediler(Enbiya suresi 57-68. ayetler).

Daha sonra Nemrut, Hz. İbrahim’i huzuruna çağırdı ve ona şöyle dedi: Senin, şu ibadet etmekte olduğun ve halkı da ona inanıp ibadet etmeye davet ettiğin, başkalarına karşı kudretinin büyüklüğünden ve üstünlüğünden söz ettiğin ilahını gördün mü? O nasıl bir varlıktır? Bunu üzerine İbrahim “Benim Rabb’im diriltir, öldürür demiş; o da, Ben de diriltir, öldürürüm demişti.” Hz. İbrahim Sen nasıl öldürürsün ve diriltirsin diye sordu. Nemrut tutup ölümüne hükmettiğim iki adamdan birini öldürür, diğerini affedip sağ bırakırım. Ölen kişiyi öldürmüş, affettiğim kişiyi de diriltmiş olurum. Dedi. Nemrut’un bu sözü üzerine Hz. İbrahim Şüphesiz Allah Güneş’i doğudan getirir, sen de onu batıdan getir, deyince kafir şaşıp kaldı. Zaten Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez (Bakara suresi 258. ayet).

Ateş yakmadı!

Nemrut ve kavmi Hz. İbrahim ile başa çıkamayacağını anlayınca onu ateşe atıp yakmaya karar verdi. Bunun için günlerce odun taşıdılar ve büyük bir odun yığını oluşturdular. Sonra da bu odun yığınını tutuşturup yaktılar ve Hz.İbrahim’in ellerini, ayaklarını bağlayıp bir mancınıkla bu alevli ateşe attılar. Ancak Yüce Allah “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlikli ol” buyurdu ve ateş Hz. İbrahim’i yakmadı. Bazı insanlar bu olayı görünce Hz. İbrahim’e inandılar. Fakat Nemrut başta olmak üzere halkın çoğunluğu putlara tapmaya devam etti. Bir süre sonra Hz. İbrahim, eşi Sare ve kardeşinin oğlu Lut başta olmak üzere kendisine inananlarla beraber Şam tarafına hicret etti. Daha sonra Mısır’a gitti, oradan da Filistin topraklarına gelip yerleşti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir