Kişilik yapısı ve stres


İnsanın doğuştan getirdiği ve zaman içinde çevresel koşulların etkisiyle biçimlendirdiği kişilik yapısı da stresle doğrudan ilgilidir. Kişilik yapımıza göre strese tepki veririz. Toplumda kişilik ve kimlik kavramlarının ne yazık ki sıklıkla karıştırıldığını ve zaman zaman birbirinin yerine kullanıldığını görüyoruz.

Kişilik: bireye özgü bütün kalıcı özellikleri tanımlar ve bireyin nasıl bir kişi olduğunu açıklar.

Kimlik: bireyin kişisel ve toplumsal konumunu, yani aslında kim olduğunu tanımlar. Bu anlamda kimlik tanımı, kişinin “Ben kimim?” sorusuna verdiği tüm yanıtları içeren bir bilişsel ve duygusal algılayıştır.

Kişiliğin oluşumunda doğum öncesi, doğum sonrası ile çocukluk çağındaki her türlü fiziksel ve psikolojik koşullar çok etkilidir. Aynı şekilde, öğrenme ve toplumsallaşma yoluyla olgunlaşma da kişiliğin biçimlenmesinde önemli etkilere sahiptir. O nedenle birey, henüz çocukken bile kişiliğine ait önemli kazanımlar elde etmiştir ve kişiliğine dair ilk özellikleri sergilemeye başlar.

Bütün kuramlara bakıldığında, belki de üzerine en çok konuşulan, tartışılan ve fikir üretilen kavramın kişilik olduğu görülür. Çok eski çağlardan beri, insan kişiliğini tanıma ve tanımlama konusu hep tartışılmıştır. Kişilik yapısı ise tüm yaşam boyunca değişikliğe uğrayan, gelişimini sürdüren bir dinamiktir. Yaş ilerledikçe kişilikteki değişimin hızı düşer. Orta yaş ve sonrasında çok belirgin ve net bir kişilik yapısı vardır. Olgunlaşma ya da eskilerin deyimiyle kamil insan olma durumu budur. Günlük yaşamımızda hemen hemen her anında karşılaştığımız strese, kişilik yapımızla doğru orantılı olarak yanıt veriyoruz. Bu noktada sahip olduğumuz kişilik tutumları oldukça etkilidir.

Amerikalı kardiyologlar Dr. Meyer Friedman ve Dr. Ray H. Rosenman tarafından geliştirilen “A tipi ve B tipi tutum ölçekleri” kişilik ve yatkınlıklar hakkında bize geniş bir bilgi sunuyor. Dr. Friedman ve Dr. Rosenman’ın ölçeğine göre, bireyler stres anında birbirinden oldukça farklı tutumlar sergiliyorlar. Bu iki doktor, çok sayıda farklı insanı incelemiş ve onları Tip A ve Tip B olarak isimlendirdikleri iki grupta toplamışlardır.

Tip A grubuna giren insanlar rekabetçi, saldırgan, çabuk karar veren, sabırsız, inatçı ve hareketli kişilerden oluşur. Bu gruba giren insanlar hep olayların son dakikasına odaklanmış ve geçen her dakikayı kullanmak isteyen insanlar olarak acelecilik hastalığına yakalanmışlardır.

Tip B insanları daha ılımlı, daha sakin, rekabetten uzak insanlardır. Rahatlarına düşkün olmalarıyla bilinirler. Durgun ve sabırlıdırlar. Her iki gruba ait insanlar arasındaki fark o kadar belirgindir ki on vakadan dokuzunda uzmanlar Tip A grubuna girenleri kesin bir şekilde ayırabilirler. En belirgin özellikler konuşma yapılarında görülür. Tip A insanları yüksek sesle ve hızla konuşurlar. Konuşmalarında sıklıkla vurgu yapmak istedikleri kelimeleri tekrarlar, başkalarının sözlerini keserler.

Journal of Psychosomatik Research’te yayımlanmış bir araştırmaya göre, bu davranış özellikleri insanlarda çok erken yaşlarda yerleşir. Tip A davranışları 3-4 yaşlarındaki çocuklarda bile görülebiliyor. Bu çocukların, kendilerini zorlayan olaylar karşısında Tip B özellikleri gösteren çocuklara göre daha yüksek tansiyona sahip oldukları görülmüştür. Araştırmalar yetişkinler arasında yapıldığında, her iki grup arasında önemli biyolojik farklılıklar olduğunu ortaya koyuyor. Tip A insanların kanlarında, B grubuna göre yüksek düzeyde yağ görülmüştür. Bu da kalp krizi geçirme olasılıklarının altı kat arttığına işaret etmektedir. Bunca olumsuz sonuçtan sonra içimizi rahatlatan durum şu iki davranışlar değiştirilebilir ve psikolojik olarak daha olumlu bir tutum belirleyebiliriz.

Dr. Friedman, meslektaşı olan Prof. Carl Thoresen ile birlikte bir çalışma yapmış ve davranışların nasıl değişebileceğini ve olumlu sonuçların neler olduğunu ortaya koymuştur. Kalk krizi geçirmiş olan A Tipi insanlara, bu gruba ait davranış özelliklerini değiştirmek üzere grup terapileri uygulanmış ve bunun yanında, sigara ve alkol gibi kötü alışkanlıklardan kurtulma çalışmaları, sağlıklı zayıflamak ve spor gibi bazı önlemler alınmış; üç senenin sonucunda tedavi gören grubun, kalp krizlerini önlemede diğer gruba göre iki kat daha başarılı oldukları görülmüştür.

Strese nasıl tepki verdiğimizi ve nasıl bir tavır aldığımızı bilmek için de kişilik tiplerimizi gözden geçirmekte fayda var.


0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir